26 Ekim 2010 Salı

Edip Cansever

8 Ağustos 1928’de İstanbul’da doğdu. İstanbul Erkek Lisesi’ni bitirdi. Kapalıçarşı’da turistik eşya ve halı ticareti yapmaya başladı. 1976’dan sonra yalnızca şiirle uğraştı. Bodrum'da tatildeyken beyin kanaması geçirdi, tedavi için getirildiği İstanbul'da 28 Mayıs 1986’da yaşamını yitirdi.

Yaşamı
İlk şiiri 1944'te İstanbul dergisinde yayınlandı. Yücel, Fikirler, Edebiyat Dünyası, Kaynak dergilerinde çıkan ilk gençlik şiirlerini "İkindi Üstü" kitabında topladı. Bu şiirlerde varlıklı, her şeye yaşama sevinciyle bakan bir gencin avarelikleri, duyguları ön plandaydı. 1951'de "Nokta" dergisini çıkardı. Bu dergi genç şairlerle ve yazarlarla tanışmasını sağladı. İlk kitabından 7 yıl sonra yayınladığı "Dirlik Düzenlik" bu dönemin ürünüdür. Bu kitaptaki şiirlerde düşünceyi dil içinde eritmeye yönelen, özlü bir söyleyiş ve çarpıcı biçim arayan, toplumsal eleştiri için mizah aracını kullanan bir tutum görüldü. 1957'de yayınlanan "Yerçekimli Karanfil" ile kendisine özgü bir şiir evreni kurdu. İkinci Yeni akımının özgün örneklerini verdi. Yenilik, Pazar Postası, Yeni Dergi gibi dönemin sanat yayınlarında şiirsel canlılığı besleyen şairlerden biri oldu. Şirinde zamanla sevinç yerini bunalıma, toplumsal dengesizlikleri eleştirme kaygısı yerini yıkıcı bir umutsuzluğa bıraktı. "Dize işlevini yitirdi" gerekçesiyle yeni arayışlara yöneldi. Şiirde tiyatrodan esinlenen diyaloglar kullandı. "Nerde Antigone", "Tragedyalar", "Çağrılmayan Yakup" bu dönemin ürünleri. Yine de İkinci Yeni içindeki bazı şairler gibi anlamsızlığı savunmadı. Kapalı, anlaşılması güç, yine de anlamdan ayrılmayan bir şiire yöneldi. Çok farklı imgeler kullanırken bile düşünce öğesini gözardı etmedi. Yapıtlarına tutarlı bir bütünlük kazandırdı. Şiirinde düzyazı olanaklarını kullanmaktan da çekinmedi. Yalnız şiirleriyle değil tepkileri ve yaşama biçimiyle de kendisinden söz ettirdi. Sürekli yazan, yayınlayan bir şair olarak ilgileri hep üstünde tuttu.

Yerçekimli Karanfil

Biliyor musun az az yaşıyorsun içimde
Oysaki seninle güzel olmak var
Örneğin rakı içiyoruz, içimize bir karanfil düşüyor gibi
Bir ağaç işliyor tıkır tıkır yanımızda
Midemdi aklımdı şu kadarcık kalıyor.
Sen karanfile eğilimlisin, alıp sana veriyorum işte
Sen de bir başkasına veriyorsun daha güzel
O başkası yok mu bir yanındakine veriyor
Derken karanfil elden ele.
Görüyorsun ya bir sevdayı büyütüyoruz seninle
Sana değiniyorum, sana ısınıyorum, bu o değil
Bak nasıl, beyaza keser gibisine yedi renk
Birleşiyoruz sessizce.


Eski Bir Takvim İçin Şiirler

I
Evlerin saat beş olma hali
Ben yorgunum anlamaktan
Bir duvar, bir tebeşir gibi yazmaktan yazılmaktan.

Ve akşam
Alanların caddelerin bana biraz fazla geldiği
Üstümü başımı bilmediğim bir akşam
Ne yapsam
Alkollere gitsem. Giderim alkollere bir mektup gibi
Alkollerden gelirim bir mektup gibi
Bellidir sırtımdaki kan lekesinden ve puldan.

Yağar ki sokaklarda bir uzun yağmur
Islanırım ıslanırım anlamam
Sanki nedir bir yağmurun güzel olması
Sahi bir yağmurun güzel olması
Yağarken kendine severek bakmasından.

II

Duran ben değilim ki ayakta
Gövdemden daha büyük ve akşama doğru
Görünmekte olan bir sıkıntı var
Dönüp arkama bakamam.

Su gürültüleri! ey benim güneşimi ikiye bölen hızarlar!
Ben işte günün birinde belli olurum
İki olmam, bir olurum günün birinde
Hızarlar! bir olurum, tarih de düşerim
Cep defterime bir şeyler de yazarım
Bir gün bir akşama doğru bulunurum da
Bir kapıdan uzanmış binlerce boyun tarafından
Hızarlar! neden olmasın, elbette sorulurum.

Ey benim güneşimi ikiye bölen hızarlar!

III

Çimen kokusundan hızlı
Bir sıyrık gibi bitiveren elde ayakta
Nedir bu benim yalnızlığım?

Neyiz ki bu karanlık kar yağışında
Ey ipini kendi gerip ufka bakanlar
Ölüler, diriler, daha doğmamışlar
Toplanıp birdenbire hep aynı yaşta
Ve nedir bu benim yalnızlığım?

Ve içimde gezerim ucu sivri bir bıçakla
Söylesem size söylerim ey ipini kendi gerenler
Kedere kederle, ağrıya ağrıyla karşı çıkarım.

Masam ki şuracıkta solgun bir köy akşamı
Bir uzun yoksul, bir başka yoksul
Düşer ellerim bir çağın artıklarına
Çatalımda kemikler, ölü gözleri
Ve iniltiler, çığlıklar
Benden bir şey sorulamaz gibiyim. Biri gelsin şu tabağımı kaldırsın
Çatalımı da
İğrenmenin, tiksinmenin en eskisiyim
İki eşya arasında bir hiçlik
Ne iskemle, ne masa, tam orda tökezlenirim.

Bir haziran, bir temmuz nasıl olsa gelir de
Sorsanız size söylerim ey ipini kendi gerenler
Ben döğüşken olanlara açılmış bir mendilim.

Yapıtları

Şiir:
İkindi Üstü (1947)
Dirlik Düzenlik (1954)
Yerçekimli Karanfil (1957)
Umutsuzlar Parkı (1958)
Petrol (1959)
Nerde Antigone (1961)
Tragedyalar (1964)
Çağrılmayan Yakup (1966)
Kirli Ağustos (1970)
Sonrası Kalır (1974)
Ben Ruhi Bey Nasılım (1976)
Sevda ile Sevgi (1977)
Şairin Seyir Defteri (1980)
Yeniden (1981)
Bezik Oynayan Kadınlar (1982)
İlkyaz Şikayetçileri (1984)
Oteller Kenti (1985)

Düzyazı:
Gül Dönüyor Avucumda (Ölümünden sonra, 1987)
Şiiri Şiirle Ölçmek: Şiir Üzerine Yazılar, Söyleşiler, Soruşturmalar. Hazırlayan: Devrim Dirlikyapan. Yapı Kredi Yayınları, 2009.

Ödüller:
1958 Yeditepe Şiir Armağanı: "Yerçekimli Karanfil"
1977 Türk Dil Kurumu Şiir Ödülü: "Ben Ruhi Bey Nasılım"
1982 Sedat Simavi Edebiyat Ödülü: "Yeniden"

Kaynak: Vikipedi


Hüzünlerin Şairi

Edip Cansever, Degüstasyon’da, Pasaj’daki birahanelerden birinde ya da Krepen Pasajı’ ndaki Neşe’ de otururken sürekli çevresini gözler, şiirine malzeme toplardı. İnsanları dinler, yaşam öykülerini öğrenirdi. Pasaj’ ın üst katlarında yaşamlar düşlerdi. Yenik düşmüş yalnız insanların yaşamlarını. Hüzünlü, ama derin bir insan sevgisi içeren şiirlerdir Edip Cansever’in şiirleri. İnsanı günlük yapıp etmelerinde yakalar hep. Yaşamın acımasızlığını, insanın mutluluk özlemini dile getirir. Turgut Uyar da öyledir. O da, Türk şirinin önde gelen bir adıdır. Kalıplaşmaktan ödü kopar Uyar’ ın. Daha 1955’te ‘Korkulu Ustalık’ diye bir yazı yazmış, şairin yeniyi, söylenmemişi araması gerektiğini vurgulamıştır.

Ahmet Oktay

24 Ekim 2010 Pazar

Dar Alanda Kısa Paslaşmalar

2000 Türkiye yapımı dram türünde sinema filmidir. Yönetmenliğini, ikinci uzun metraj filmini çeken ve bu filmde sinemaya uyarlayarak çocukluğunu ve gençliğini geçirdiği kasabanın ve ailesinin hikâyesini anlatan Serdar Akar yapmıştır.
Filmin başrollerinde Müjde Ar, Savaş Dinçel, Rafet El Roman, Erkan Can, Sezai Aydın, Şahnaz Çakıralp ve Uğur Polat yer aldı. Yapımcılığını Üstün Karabol ve Nida Karabol’un yaptığı filmin özgün müziklerini Fahir Atakoğlu hazırladı. 8 Aralık 2000 tarihinde Türkiye'deki sinemalarda gösterime girdi ve 13 haftalık sinema salonlarında gösterimi sonucunda 141.111 kişi tarafından seyredildi.[1]
Gerçek bir hayat hikâyesinden yola çıkılarak senaryolaştırılan film, yaşamını futbol sahalarında geçirmiş ünlü ve ünsüz insanların farklı umut ve beklentilerinin, tutkularının, aşklarının süregeldiği ve anlatıldığı bir öyküye sahiptir. Sinema oyuncularının oynadığı Esnafspor takımı, Türk futbol tarihinde yer edinmiş olan; Tanju Çolak, Rıdvan Dilmen, Cüneyt Tanman, Metin Tekin, Rıza Çalımbay, Ali Gültiken, Ayhan Akbin gibi dönemin ünlü futbolcularının yer aldığı takıma karşı futbol müsabakası yapmaktadır.
20. Uluslararası İstanbul Film Festivali'nde Semih Kaplanoğlu'nun Herkes Kendi Evinde adlı filmi ile "En İyi Türk Filmi Ödülü"nü paylaşmışlardır. Aynı zamanda Serdar Akar, "En İyi Yönetmen Ödülü"nü ve Savaş Dinçel ise "En İyi Erkek Oyuncu Ödülü"nü kazanmıştır.

Ödüller:

8. ÇASOD "En İyi Oyuncu" Ödülleri
En İyi Erkek Oyuncu :Savaş Dinçel
20. Uluslararası İstanbul Film Festivali
En İyi Erkek Oyuncu: Savaş Dinçel
En İyi Türk Filmi
En İyi Türk Yönetmen: Serdar Akar
Halk Jürisi Ödülü
12. Orhan Arıburnu Ödülleri
En İyi 3. Film: Serdar Akar
22. Siyad Türk Sineması Ödülleri
Umut Veren Genç Kadın Oyuncu: Şahnaz Çakıralp
En İyi Yönetmen: Serdar Akar
En İyi Senaryo: Önder Çakar
En İyi Erkek Oyuncu: Savaş Dinçel
En İyi Senaryo: Serdar Akar
En İyi Film

Oyuncular:

Erkan Can, Müjde Ar, Savaş Dinçel, Şahnaz Çakıralp, Rafet El Roman, Sezai Aydın, Uğur Polat, İsmail İncekara, Yaşar Abravaya, Fatih Akyol, Emrah Elçiboğa, Remzi Evren, İsrafil Köse, Bülent İnal, Nihan Durukan, Kamil Atlıman, Akasya Asıltürkmen


Kaynak: Vikipedi

23 Ekim 2010 Cumartesi

Arif Damar

Arif Damar ( d.23 Temmuz 1925 Gelibolu Çanakkale - ö.20 Ekim 2010 Göztepe İstanbul), Türk şair.
Çanakkale'nin Gelibolu ilçesi Karainebey köyünde 23 Temmuz 1925 günü doğdu. İlkokulu Çanakkale'de, ortaokulu İstanbul'daki Yenikapı Ortaokulu'nda bitirdi. İstanbul Erkek Lisesi'ndeki öğrenimini iki yıl sonra bıraktı.
Şiir yazmaya orta birinci sınıf öğrencisi iken başladı. İlk şiiri Edirne'de Akşam, 1940 yılında (şair henüz 15 yaşında iken) Yeni İnsanlık adlı dergide altında "Harika Çocuk" diye bir notla yayımlandı. Bu şiiri ilgi görmüş, yayımlanmasından sonra dönemin ünlü şairi Hasan İzzettin Dinamo kendisini görmeye Yenikapı Ortaokulu'na gelmişti.
1944 yılında taşındığı Ankara'da 1950 yılına kadar yaşadı. 1945 yılına Ant Dergisi'nde yayımladığı şiirlerle adını duyurdu. 1944-1947 yılları arasında Atatürk Orman Çiftliği'nde memurluk yaptı. Askerliğini Kayseri ve Sivas'ta sürgün alayında yaptıktan sonra 1950'de İstanbul'a döndü, Mahmutpaşa'da işportacılık yaptı. 1951 Eylül'ünden 1952 Mart'ına kadar Türkiye Komünist Partisi öncülüğünde çıkan Yeryüzü adlı kültür dergisi'nin yönetiminde bulundu. 15 Kasım 1951’de yayımlanan "Dayanılmaz" adlı şiirinin ardından gizli örgüt üyesi olduğu suçlamasıyla 5 Aralık 1951’de tutuklandı. 2 yıl cezaevinde kaldı, delil yetersizliğinden beraat etti. Cezaevinden çıktıktan sonra çok çeşitli işlerde çalıştı.
Bir müddet Arif 'Barikat' takma ismiyle toplumsal gerçekçi anlayışta şiirler yazdı. Bu dönem şiirlerini 1956'da "Günden Güne" adlı kitabında topladı. Kitap basıldıktan 5 ay sonra toplatıldı ama beraat etti.
1958 yılında "İstanbul Bulutu" adlı kitabıyla Yeditepe Şiir Armağanı'nı Cemal Süreyya ile birlikte aldı.
Sonraları İkinci Yeni şairlerinin yanında, imgeye ağırlık veren bir şair olarak göründü. 1969'da Suadiye'de Yeryüzü Kitabevi'ni kurdu ve yönetti. Yayınevinde yasak yayın bulundurduğu gerekçesiyle 1982'de üç ay hapis cezasına çarptırıldı, Bozcaada tutukevi'nde yattı. 1984 yılında kitabevini kapatıp kendini bütünüyle yazılarına verdi. "Arif Hüsnü", "Ece Ovalı" takma isinlerini de kullandı. En sevilen şiirlerinden biri "Hallaç" tır.
1985 yılında Melih Cevdet Anday ile ortak imza attığı "Yağmurlu Sokak" adlı romanı yayımladı. Bu kitabı iki yazar 1959'da yazmışlar ve Murat Tek takma adıyla Tercüman Gazetesi'nde tefrika edilmişti. En son Cumhuriyet Gazetesi' nde 'Ayın şairi' bölümünü hazırlıyordu.
Bir süre Nahit Fıratlı ile evli kalan Damar, bu evliliğin bitmesinin ardından Meriç Tülin ile evlenmiştir. İstanbul Moda'da yaşadı. Toplu şiirleri 2004 yılında Alkım Yayınevi'nden çıktı.
Arif Damar, 20 Ekim 2010 tarihinde saat 03.00'da, kaldırılmış olduğu Göztepe Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde kalp yetmezliği sonucu yaşamını yitirdi.

Enikonu

Pencereye pencere hey pencere derim ne gücenir ne eder
Sokağa sokak hey sokak derim o da öyle
Gün geçer hey gün geçen gün derim güle güle
Darılır enikonu

Aklım var düşünürüm iyi kötü
Basıp giderken çamaşır iplerinden ikindi güneşleri
Girin bakın
Evinizi serin tuttum çocukları güler yüzlü

(Arif Damar)

Kitapları:

Günden Güne (1956)
İstanbul Bulutu (1958)
Kedi Aklı (1959)
Saat Sekizi Geç Vurdu (1962)
Seslerin Ayak Sesleri (1975)
Alıcı Kuşu Kardeşliğin (1976)
Ölüm Yok ki (1980)
Ay Ayakta Değildi (1984)
Acı Ertelenirken (1985)
Yoksulduk Dünyayı Sevdik (1988)
Eski Yağmurları Dinliyordum (1995)

Kaynak: Vikipedi

19 Ekim 2010 Salı

Postacı

1950'lerde İtalya'daki küçük bir adadayız. Dünyaca ünlü Şilili komünist şair Pablo Neruda, siyasi sebeplerle ülkesi dışında yaşamak zorunda kaldığı sürenin küçük bir kısmını burada geçirir. Mektuplarını taşımakla görevli postacı naif Mario, Neruda'yla kısa zamanda mesafeli bir dostluk kurar. Usta ozanın verdiği tüyolarla hem içindeki şairi ortaya çıkarır hem de esmer güzeli Beatrice'nin kalbini kazanır.

Neruda genç adama sosyalist fikirlerini aşılar ve kendini gerçekleştirmesine yardımcı olduğu Mario'nun gözünde giderek ilahlaşır. Ama usta ozanın peşindeki siyasi rakipleri bir yerde çok uzun süre kalmasına engel olmaktadır. Ayrılık vakti yaklaşır.

Yönetmen Antonio Skarmeta'nin 1983 yapımı Ardiente Paciencia isimli filminin bir remake'i olan Il Postino, orijinalinde 70'lerde Şili'deki bir sahil kasabasında geçen olayları 50'lerin İtalya'sına taşıyor. Orijinalinin aksine politik olaylara fazla bulaşmadan kolay yenilir yutulur bir film olmayı biliyor ve tarihte En İyi Film Oscarına aday gösterilen çok az sayıdaki yabancı filmden biri olarak kayda geçiyor.

Tür : Dram / Romantik
Yönetmen : Michael Radford
Senaryo : Michael Radford , Anna Pavignano , Massimo Troisi , Antonio Skármeta (Kitap)
Görüntü Yönetmeni : Franco Di Giacomo
Müzik : Luis Enríquez Bacalov
Yapım : 1994, Fransa / İtalya / Belçika , 108 dk.

Oyuncular:
Philippe Noiret (Pablo Neruda) , Massimo Troisi (Postacı Mario Ruoppolo) , Maria Grazia Cucinotta (Beatrice Russo) , Renato Scarpa (Telgrafçı) , Linda Moretti (Donna Rosa)

Kaynak:
Beyazperde

17 Ekim 2010 Pazar

Gönül Akkor

1942 İstanbul doğumlu Türk Sanat Müziği sanatçısıdır. Ankara Radyosu 'nda stajyer olarak müzik yaşamına başladı ve kısa süre zarfında memleketin en popüler isimlerinden biri haline geldi. Arka arkaya yaptığı plaklar ile büyük bir başarı elde etti. Bu başarısını, sahne çalışmalarına da aktardı ve ülkenin en çok aranan assolistlerinden biri konumuna geldi.
Asıl olarak Türk Sanat Müziği şarkıcısı olarak tanınmasına ve daha çok bu alanda ünlenmiş olmasına rağmen, Türk pop'unda da söz sahibi oldu ve bu alanda yaptığı plaklar ile de büyük bir başarı elde etti. Türk pop'unun en önemli söz yazarları olan Sezen Cumhur Önal ve Fecri Ebcioğlu ile birlikte çalıştı.
Gönül Akkor'un bu türde plakları arasında, Sahibinin Sesi tarafından yayımlanmış "Sana Ben Kulum/Böyle Gelmiş Böyle" adlı 45'liği büyük satış rakamlarına ulaşmış ve sanatçının, 1960 sonları ile 1970 başları arasında epeyce pop 45'lik yapmasına sebep olmuştur.
1970'lerin hemen başında, Bora Ayanoğlu'nun "Güller ve Dudaklar" adlı şarkısını plak yapmış ve Saner tarafından yayımlanan bu plak da büyük bir hit haline gelmiştir.
1974 yılında Türkiye'de ilk defa; Esin Engin'in aranjmanlarıyla ve yine Esin Engin'in yönettiği Batı sazları ve senfoni orkestrası eşliğinde "Sizin Seçtikleriniz" adlı eser ile ilke imza atmıştır. Bu eser yine Türkiye'de ilk defa Platin Plak kazanan eser olur.
Türk pop'unun bir başka önemli ismi Kâmuran Akkor'un ablası olan Gönül Akkor, 1990'lı yıllarda da Sezen Aksu'nun önerdiği bir projeyi kabul etmiş ve "Beni Tanıma" adlı albüm ve aynı isimli şarkı ile yeniden gündeme gelmiştir.
Yakın zamanda bir beyin kanaması geçirmiştir ve konuşma güçlüğü çekmektedir.
Diskografisi:
1966
Sevmiyorum seni artık / İçimde bin türlü keder var
1967
Kapanmış gönül kapın / Kapın her çalındıkça
Beş çayına beklerim / Bağdat yolunda
1968
Sevemez kimse seni / Yazıklar olsun sana
1969 [değiştir]
Sana ben kulum / Böyle gelmiş böyle geçer dünya
Çok ağlattın beni / Meğerse hepsi yalan (bilmez insan kadrini)
Gönlüm saray değil ki / Neden küstün bana
Birkere severim seni ama sen beni aldattin tamul edemem seni artik
1971
Yarın başka bir gündür / Kıskanırım
Bu gece kısmet kime / Bir rüya cennetinde
Yalvarıyorum / Ne oldu sana
Nerde akşam orda sabah / Aşkolsun
Senden başkası haram olsun / Aşkınla başbaşa
Ayrılık şarkısı / Hatıralar
Kıskanırım - Canın isterse - Gülmedi talihim / Aşkın kanunu - Yarın başka bir gün - Lanet olsun
1972
Bilemedim/ Güller ve dudaklar
Nazar değdi dünyama - Yananı Allah görür/ Çemberimde gül oya
1973
Bana neler vaadettin / Aşk fırtınası
Öyle yaktın ki beni / Benim şikayetim sendendir
1974
Biz de insanız / Ecel gelse ne çıkar
Sen de git/ Allah'ım duy sesimi
Dertli hayat / Günahsız dudaklar
Tanrım beni baştan yarat / Zindan oldu bu şehir
Ölümden beter / Gelen içiyor giden içiyor
Zaman kötü korkuyorum / Kaderde varmış ayrılmak
Ayyaş/ Aşkıma layık değilsin
Kül değil ateş / İzin bile kalmadı gönül
Bak yeşil yeşil / Kadehimde zehir olsa
Dargın ayrılmayalım / Duydum ki unutmuşsun
Zulümle doluyum / Beklediğim gelmiyor
Haram olsun / El uzatsam ellerine
1975
Deli gibi sevdim / Deli deli
Toprak / Affet beni
Sizden biri / Allahaısmarladık
Beterin beteri var / Gel arkadaş olalım
1976
Sabah / Kemancı
Dost bildiklerim / Bu ne acaip dünya
1977
İçiyorsam sebebi var / Aldırma gönül
Yalancı / Günahkar olmadan
Mim / Kaderi ben mi yarattım
Koparan sinemi ağyar elidir.

Filmleri:

Tanrım Beni Baştan Yarat (1974)
Çileli Bülbül (1970)
Yuvamı Yıkamazsın (1969)
Biraz Kül Biraz Duman (1966)

(Kaynak: Vikipedi)

Sadri Alışık (1925-1995)

Sadri Alışık 5 Mart 1925 yılında İstanbul'da doğdu. Asıl adı Sadrettin olmasına rağmen, annesi Saffet hanım ve babası Rafet Kaptan onu hep Sadri diye çağırırlardı. Babası Kaptan olduğundan haftada biriki kez eve gelebiliyordu. Bu yüzden ailenin sorumluluğu ve idaresi anne Saffet Hanım'da idi. Sadri Alışık sekiz yaşındayken kız kardeşi Nevin dünyaya geldi.
Sadri Alışık'ın içindeki oyunculuk aşkı küçük yaşlarda kendini göstermeye başlamıştı.. Arkadaşları bilye oynayıp, uçurtma uçururken, O piyesler hazırlayıp mahalle arkadaşlarına oyunlarını sunardı.. Altı-yedi yaşlarındayken bir sünnet gecesinde Naşid Özcan Tiyatrosu'nu izledi. O günden sonra tiyatroya olan tutkusu başladı. Paşabahçe 39. İlkokulunda üçüncü sınıftayken ''İSTİKAL PİYESİ'' adlı oyunda "Adalı Halil" rolünü aldı ki bu başroldü.
İlkokulu bittikten sonra ailenin isteği ile Cağaloğlu'na taşındılar. Orta okul ikinci sınıfta tiyatro aşkı tekrar başladı. Ancak okulda tiyatro yoktu.
Liseye İstanbul Erkek Lisesin'de başladı. Lisenin yanısıra Cağaloğlu Halk Evi'nde tiyatroya gidiyordu. Liseyi bırakıp devam mecburiyeti olmadığından Güzel Sanatlar Akademisi Resim Bölümü'ne kayıt oldu.
Yavaş yavaş, sahne, resim, tiyatro derken sinemaya adım attı ve ilk filmi Günahsızlar'ı 1945 yılında çevirdi. Şöhret basamaklarını hızla ilerleyen Sadri Alışık 1959 yılında çevirdiği Yalnızlar Rıhtımı adlı filmde otuz sekiz yıllık hayat arkadaşı Çolpan İlhan ile tanıştı. Evlendikten bir kaç sene sonra oğlu Kerem dünyaya geldi. Sinema yaşantısının yanı sıra, sahne showlarında da çok başarılı oldu. İçkiyi çok seven Sadri Alışık, en iyi dostu Ayhan Işık'ın ölümünden sonra kendini iyice içkiye verdi. Karaciğer yetmezliğinden Amerika'ya giden Sadri Alışık Amerika'da yaşayan Türk doktoru Münci Kalayoğlu tarafından ameliyat edildi ve sağlığına kavuştu. Sanat yaşamını televizyonda devam ettirdi.
Sadri Alışık genellikle, değişen toplumsal değerler içinde güzelliğe tutkun, umutlu, yaşama sevinciyle dolu, dürüstlüğü ve doğruluğu özleyen insan tipini oynadı. Sinemanın yanısıra şiir ve resimle de uğraşan Alışık, beş yüzün üzerinde filmde rol aldı. En son rolü ise Yengeç Sepeti adlı dizide baba rolüydü. Sadri Alışık 18 Mart 1995 yılında vefat etti.


Turist Ömer, Şaşkın Hafiye, Ofsayt Osman... Hayatını beyazperdede yaşayan Sadri Alışık, 1995'te bugün veda etmişti bize. O bir turistti bu dünyada; şapkasını yan yatırıp, bildiği doğrularla yaşamayı seçti.
Yeşilçam'ın en eski ve tutarlı karakter oyuncularından biridir Sadri Alışık. Övgülerle göklere çıkartılır, en yakın bildiği dostları tarafından terk edilir, mutluluğun sevincini ve aldatılmanın hüznünü en yoğun halleriyle yaşar.
Hassas ve içe dönük olan yapısı zaman zaman çok incinir ama her şeye rağmen, oyunculuğunu, kişiliğini herkese kabul ettirir ve sinemaseverler tarafından da çok sevilmeyi başarır.
5 nisan 1925'te İstanbul Paşabahçe'de, bahçesinde meyve ağaçları bulunan üç katlı ahşap bir evde dünyaya gelir Mehmet Sadrettin Alışık...
Tüm aile büyüklerinin ve kardeşi Nevin'in onu Sadri diye çağırmaları, hayatının geri kalan kısmında Sadri Alışık karakterini oynamasına yol açar. Zeki ve yaramaz bir çocuk olan Sadri Alışık otoriter bir baba ve anne ile büyür.
Namaz kılan aile büyüklerini secdeye varamasınlar diye bellerindeki kuşaktan kapının koluna bağlaması, bahçedeki civcivleri oltayla balkondan yukarı çekmesi, kedilerin ayaklarının altına ceviz kabukları yapıştırması ileride çevireceği filmler ve yaratacağı karakterlerin temelini oluşturur.
Çocukluk yıllarında Naşit Özcan Tiyatrosu'nu seyretmesiyle başlayan tiyatro aşkı, okul piyeslerinde, Cağaloğlu Halk Evi'nde ve şimdiki adı Sadri Alışık Tiyatrosu olan Küçük Sahne'de devam eder.
Annesi Saffet Hanım ve babası Rafet Kaptan oyuncu olmasına karşı olmalarına rağmen, içindeki oyunculuk aşkının sönmesine hiç izin vermez. Ama bir şansı vardır Sadri Alışık'ın; ailesi işin ciddiyetini anlamış ve ona destek olmaya başlamışlardır.
Baba Rafet Kaptan'ın, "sana bir nasihatım, aynı zamanda da vasiyetim olsun. Artık yeni bir hayata atılıyorsun. Bundan sonraki yaşamında, işini elinle değil, canınla yap" sözünü hayatının geri kalanında aklından çıkarmaz ve oyunculuk yaşamında bir amaç olarak önüne koyar.
İlk filmi 'Günahsızlar'ı 1946'da çeviren Sadri Alışık'ın şöhret basamaklarını çıkması hızlı olur ve ilk filmiyle beraber canı kadar sevdiği tiyatrodan Yeşilçam'a adımını atar.
1959'da çevrilen 'Yalnızlar Rıhtımı'nın setinde, sonradan 38 yılını beraber geçireceği Çolpan İlhan'a aşık olur ve aynı yıl evlenirler. Küçük Sahne'deki tiyatro yıllarında çok yakın arkadaşı olan Çolpan İlhan, hayatının en büyük aşkı olmuştur artık. Kısa bir süre sonra hayatlarına, oğulları Kerem Alışık da katılır.
Kerem Alışık ile ilişkisi çok farklı olmuştur baba Sadri Alışık'ın. Kendi deyimiyle ondan kaynaklanan bir hatadır bu. Babasının ona yaptığı gibi, o da oğlu Kerem'i hep uyurken sever. Evliliğin ve çocuğun verdiği sorumlulukla işine dört elle sarılır ve ardı arkası kesilmeyen filmler çevirir.
Nejat Saydam idaresinde çevrilen ve başrollerini Ayhan Işık ve Belgin Doruk ile paylaştığı 'Küçük Hanımefendi' serisi ile seyircinin dikkatini çeker ve sevgisini kazanır.

Ancak hiç şüphesiz, Turist Ömer tiplemesi Sadri Alışık'ın oyunculuk kariyerinin en önemli adımı olur ve sanat yaşamında yepyeni kapılar açar dönemin yükselen yıldızına.
Turist Ömer'in doğuşu Sadri Alışık'ın asker arkadaşı Ahmet Güzelce'nin verdiği eğri selamdan esinlenerek yaratılmış ve rejisör Hulki Saner tarafından ortaya çıkartılmıştır.
1951'de başlayan ve Ayhan Işık'ın vefatına kadar devam eden Sadri-Ayhan dostluğu beraber çevrilen filmlerle de pekişir. Ayhan Işık'ın başrolünü oynadığı 'Helal Olsun Ali Ağbi' filmi Turist Ömer serisinin başlangıcıdır.
Bu filmde Ayhan Işık'ın Turist Ömer adlı bir arkadaşı vardır ve bu rol Sadri Alışık'a ısmarlama elbise gibi uymuştur. Ona gezmeyi çok sevdiği için arkadaşları Turist lakabını takmışlardır.
Turist, tıraş olmaz; gri pantolon, ekose gömlek, delik fötr şapka ve ökçesi basık pabuç giyen bir adamdır. Espri yapar, karşısına çıkanları, sözle, nükteyle 'harcar'. İyilik sever, yaşadığı andan ilerisini düşünmez, çalışmaz, içkiye düşkündür. Karnı acıkınca doyurmak aklına gelir. Beceriksizdir, bu yüzden de sevimli ve cana yakındır.
'Helal Olsun Ali Ağbi' filmini seyreden seyirciler sinemadan çıkarken, "Helal Olsun Sadri'ye bu filmde Ayhan'ı yedi, toz etti" yorumunu bile getirirler.
Böylece Ayhan Işık'ın film başına aldığı ücret o günün parası ile 60 bin TL'nin altına düşerken, Sadri Alışık'ın fiyatı 5 bin TL'den 10 bin TL'ye çıkar.
Hulki Saner bu filmden sonra 'Ayşecik Çıtı Pıtı Kız" ve 'Ayşecik Cimcime Hanım' filmlerine de aynı tipi koyar. Dolayısıyla Erman-Saner firmasının en fazla iş yapan filmleri de 1963'te 'Sadrili filmler' olur.
Turist Ömer'den sonra en çok konuşulan ve seyircinin en çok sevdiği karakterlerden biri de Ofsayt Osman olur. Osman Seden'in rejisörlüğünü yaptığı 'Şaka ile Karışık' filminde ortaya çıkan bu tip çok tutulur ve Sadri Alışık'ın en çok iş yapan filmlerinden biri olur.
Ofsayt Osman, hayatta hiç gol atamamış, hep ofsayt pozisyonunda kalmış bir adamdır. Beceriksiz fakat çok iyi kalplidir. Çizgili beyaz gömlek, kahverengi yelek, kışın da ceket giyer.

Turist Ömer'den farkı birçok şey yapmak istemesidir, ama kader ve talih yakasını bırakmaz; şansı yoktur. Nihayet son serüveninde bir gol atar, yani bir kızın hayatını kurtarır ve mutlu olur.
Ofsayt Osman, seyircisinin çok sevdiği adamdır aslında. Fakir, haksever, fedakar ve sevmesini bilen adam. Sadece bunlar yüzünden değil Sadri Alışık'ın oyunculuk yönünden sergilediği başarı dolayısıyla da halkın hafızasına yerleşmiştir.
1966'da çevrilen ve Atıf Yılmaz'ın yönettiği 'Ah Güzel İstanbul' da Sadri Alışık'ın en önemli filmlerinden biridir. İçki yüzünden her şeyini yitirmiş eski bir İstanbul beyefendisi ile artist olmak için evini, köydeki sevgilisini terk edip fuhuşa sürüklenen Ayşe'nin hikayesini anlatan film, Sanremo Bodrig Hera Güldürü Filmleri Festivali'nde Gümüş Ağaç Özel Ödülü'nü alır.
Jön ve kötü adam tiplemelerinden sonra komedi ve dram filmlerinde oynayan Sadri Alışık, dört dörtlük bir sanatçı olmuştur artık. 'Avare' filminden sonra sesinin güzelliği keşfedilen sanatçı, 45'lik plaklar doldurur.
Seyircinin ısrarı ve gazino patronlarının hevesiyle şov dünyasına da adım atar. Turist Ömer tipini sahnede şarkı söyleyerek ve espri yaparak devam ettirir ve halkın ilgi odağı olur.
Hayatta en sevdiği dostlarından biri olan alkol, bir gün ona ihanet edecek ve ölüm döşeğine getirecektir. ABD'ye giden ve mucize eller lakaplı Münci Kalayoğlu tarafından ameliyat edilen 65 yaşındaki Sadri Alışık, Chicago'lu 30 yaşında bir gencin karaciğerini taşımaya başlar.
1994 yılında, son olarak Yavuz Özkan'ın yönettiği 'Yengeç Sepeti' filminde rol alır ve Altın Portakal En İyi Erkek Oyuncu ödülünü alır. 1995'in 18 martında ailesine, sevenlerine, canı kadar sevdiği İstanbul'a ve sinemaya veda eder.
Ayhan Işık ile olan dostluğu, aile yaşantısı ve kişiliği ile izleyenlerine her zaman örnek olmuş gerçek bir sanatçıdır Sadri Alışık. Sanat yaşamı boyunca aile yaşantısından ve karakterinden asla taviz vermemiş bir çınardır. Türk sinemasında bir ekol, bir fenomendir


16 Ekim 2010 Cumartesi

Nuova Cinema Paradiso (Cennet Sineması)

Nuova Cinema Paradiso* (Cennet Sineması), ünlü bir yönetmenin çocukluğunu, ergenliğini ve sinema tutkusunu güçlü bir biçimde anlatan İtalyan yapımı önemli bir film. Tekdüze yapımlarla ve depresif bir anlayışla kısır döngüye giren Avrupa ve İtalyan sineması için bir dönüm noktası olan film, hayat-sinema ilişkisine göndermeler yaparak filmleri ve filmlerin insanlar üzerindeki etkilerini anlatan unutulmaz bir başyapıt.

Filmin öyküsünden söz edelim biraz. Doğduğu kasabaya otuz yıldır gitmeyen ve bu süre zarfında annesiyle görüşmeyen ünlü bir yönetmen, bir gün annesinden en yakın dostu Alfredo’nun öldüğünü haber veren bir telefon alır. Bu haberle çocukluk ve ergenlik günlerinin düşlerine dalar Toto (Salvatore, ünlü yönetmen). Alfredo kasabadaki eski sinemanın projektörüdür. Bu, sinemanın en büyük eğlence olduğu şenlikli bir İtalyan kasabasıdır. Toto da sinema düşkünü küçük bir çocuktur. Sık sık makinist Alfredo’yu ziyaret eder. Sinema salonunun, makinist odasının, film şeritlerinin ve filmlerin büyüsüne kendisini kaptırmış bir çocuktur Toto. Babasının savaşta öldüğünü sonradan öğrenen annesi ve kız kardeşiyle yaşayan Toto, aynı zamanda kilisede papaz yardımcısıdır. Ama onun en büyük merakı filmlerdir. Alfredo, artık en yakın dostu olmuştur. Annesinin tüm engellemelerine karşı sinema salonundan, makinist dairesinden ve filmlerin büyüsünden kendisini alamaz. Annesi, Toto’nun okumasını istemektedir, fakat Toto karşı konmaz merakı yüzünden film tutkunu bir makinist olma yolundadır. Alfredo da vazgeçiremez Toto’yu.

Bir gün bir aksilik olur ve makinist dairesinde yangın çıkar. Alfredo yangında gözlerini ve tuhaf bir tutkuyla bağlı olduğu sinemayı kaybeder. Kasabada film şeritlerine ek yapmayı, montajı, makine parçalarını, dişlileri, kısacası makineyi kullanmayı bilen tek kişi Toto’dur. Bu arada, kendisine piyango vurmuş zengin bir kasabalı yeni bir sinema inşa eder: Cinema Paradiso. Görkemli bir açılış yapılır. Toto, bu “yeni sinema”nın, Cennet Sineması’nın yeni makinistidir artık.

Toto büyür, kasaba değişir, insanlar değişir, filmler değişir. Sonra Elena’yı görür ve aşık olur. Hüzünlü bir aşk hikayesi başlar. Aşk acısı yüzünden kasabayı terk eden Toto, yıllar sonra kasabaya geri döner. Ve Cinema Paradiso’yu, Elena’yı ve diğer dostlarını tekrar görme fırsatı bulur.

Nuova Cinema Paradiso, filmlerle büyüyen insanların, filmlerle gülen ve onlarla üzülen kasabalıların neşeli, hüzünlü, hayat dolu, aşk dolu öyküsüdür. İki dünya savaşı ve sonrasında insanları, filmleri ve sinema salonlarını etkili bir biçimde anlatan öykü savaşlardan ve devrimlerden yorgun düşmüş İtalyan halkını olanca gerçekliğiyle anlatmaktadır. Toplumsal ve sosyal değişimlerin yanısıra insanlar, filmler ve duygular da değişmektedir.

* Film, 1990′da en iyi yabancı oscarının yanında çeşitli festivallerde 18 ödül aldı.

Yönetmen: Giuseppe Tornatore
Senaryo: Vanna Paoli, Giuseppe Tornatore
Yapımcı: Mino Barbera, Franco Cristaldi, Giovanna Romagnoli
Müzik: Andrea Morricone, Ennio Morricone
Görüntü Yönetmeni: Blasco Giurato
Yapım yılı: 1988, 155 dk.
Oyuncular: Salvatore Cascio (çocuk Salvatore), Marco Leonardi (ergen Salvatore), Jacques Perin (yetişkin Salvatore), Philippe Noiret (Alfredo), Agnese Nano (ergen Elena), Leopoldo Trieste (peder Adelfio), Antonella Attili (genç Maria), Pupella Maggio (yaşlı Maria), Enzo Cannavale (Spaccafico), Isa Danieli (Anna), Leo Gullotta (Usher)